26 Ekim 2016 Çarşamba

Acı Üstüne

Acı üstüne

Ne aradığınızı bilmediğiniz vakitlerde karanlıklar yetişir imdadınıza. En loş ışığı bile görüp ona uzanmanızı sağlar. Karanlıklar yoldaşınızdır. Karanlıklar ketumdur. Kağıt kalem gibi gevşek dilli değildir. Sırrınızı kimseye anlatmaz. Bununla ebediyete gitmekten de çekinmez. Fakat aradığın ışığa hala rastlamadıysan sana karanlıklar da yardım edemez. Ben, gerçek dostun seninle olmaktan çekinmiyorum. Hayır, seni teselli etmiyeceğim. Teselli, ne aciz bir eylem! Hayır dostum, ben senin gerçek acıyı tatmana yardımcı olacağım. Her duyguyu yaşamalısın. Hepsini tatmalısın. Bilmelisin acıyı ki sevinci kavrayabilesin.Bilmelisin alevi ki tatmalısın ateş sönüklüğünü. Ve yine bilmelisin acıyı ki insan olduğun hatırına gelsin. Yaşadığını anlayabilesin. Yaşamak ne tatlı bir şey diyorsan hakkını vererek yaşamalısın. Hakkını vermek için ne zor bir dava! Allah'ın helal kıldığını haram kılmak bizim haddimiz değil. Acı abes bir şey olsaydı insanlık onunla neden şereflendirilsindi ki?

22 Temmuz 2016 Cuma

Yara

Tuza aşık bir yara
İlacı derdinden kara
Sükûtta gizli bir nara
Başka kimsecikler bilmez

23 Haziran 2016 Perşembe

İs Karası Gece

İs karası bir gecede uzandım peykede
Işıklarını yakmayı unutmuş yıldızlar
Ve benim aklım hala daha o bilmecede
Verdiyse efsunlu süngeri sorgumuza niye kızar

Bilmece ki kezzaptan keskin baldırandan acı
Usulca vücudumu yalar her yanım sızlar
Nolursun yetiş yardımıma ihtiyar bacı
Mahşer olsun bütün bu loş ıssızlar

Çamur

Aklın âb, ruhun tûrâb; çamur dahledersin sen
Ne vakit fikreylesen , bataklık olmuş olan sen

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Hafakanlar

Unutmak istiyorum güçsüzlüğümü,
Ten acılarımı tin acılarıma tercih edişlerimi
İstemiyorum artık bu zayıflığımı,
En küçük esintide yere serilişini
Bilmezdim sinedeki ateşin güneşe bedel oluşunu,
Yürek yangınına sayısız nefese bedel
Bir bıçak darbesinin tercihini,
Büyük olmaklığa kadar...

Veresiye

Hafakanlar dirildi,
Ölen, dirilmez sanırdım
Tam unutmamın balayında
En savunmasız halimle yakalandım!
Karşıma dizildiler ve yüzüme fırlattılar,
Ellerindeki veresiye defterlerini...

Kara alev

Kararmak istiyorum
Kendimle beraber her şeyi de...
İçim yanar yetmez mi?
Bari sönsün yıldızlar yazık değil mi?

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Uzlet Hali

Uçuşur kelebekler ruhumda
Gözden kan damlarken
Arınma ki kirden pastan ziftten
Bir tutam tin bir parça da ten

Doldur doldur sineye gamı
Kimse görmez sen gibi mehtabı
Ele nimettir fecri
Sana kederdir her arz ı endamı

19 Nisan 2016 Salı

Çarelerin Çaresizliği

İnsan bu yalnızdır güneş misali
Parlarsa eksik olmaz dostu güneş misali
Kayarsa tutanı olmaz yıldız misali
Ne ana kalır ne baba,
Hepsi birer gölgedir
Işığınla demlenir
Işığın söndüğünde anlarsın ki,
Kalan yalnız sensindir

10 Nisan 2016 Pazar

Mütelevvin

Revaklar arasında kaldım,
Önüm ferah ardımda har.
Biri ak öteki kara
Gördüklerim mütelevvin...
Nerede gerçek kimde doğru?
Ey gerçeklerin dili,
Neden sustu o haşmetli boru?

Geleceğe yön

İnsanoğlunun üç gayesi vardır: yaşamak,  mutlu yaşamak, ebediyen mutlu yaşamak. Ve bu yolda muvaffak olmak ise yaşamı tanımaktan geçer çünkü durumu inceleme ve tenkitlerle tahkim etmeden tahlil etmek bizi istenen sonuçlara ulaştırmada başarılı olamayacaktır.
     Yaşam ise üç şekilde tasnif edilebilir: olmuşlar, olanlar ve olacaklar. Birincisini öğrenebiliriz. İkincisini takip edebiliriz. Üçüncüsünü ise ancak vehmedebiliriz. Bu vehmin üçüncü aşamadan ikinci aşamaya aldığı yolda harından birşey kaybetmeyip parlamaya devam etmesi ise yalnızca olmuş ve olanların imbiğinden geçirilmesiyle mümkündür.
     Neticesi şudur ki: geçmiş bilmeden yaşananlara yorumlar getirmeden parlak bir geleceğe arpa boyu yol kat etmek mümkün değildir. Kat eden yalnızca zamandır. Kafalar hala aynıdır.

12 Mart 2016 Cumartesi

Dönence

Efsunlu ve mütelevvin bir gece
Kalemim ile ben kamus bilmece
Zihinden kağıda bitmez dönence
Döküyorum kağıda kepçe kepçe

21 Ocak 2016 Perşembe

Kıymık

Peykeler üstü bana kanlı yatak
Kıymık bir bir oldu etimle tırnak
Keder bağlandı boynuma yaşmak
Sıkıyor sıkıyor vecd bana ırak

20 Ocak 2016 Çarşamba

Muallak Sorular

Kafamın içi muallak sorular
Cevap bulamam bunlar beni aşar
Soru üstüne sorular getirdin
Hain kötülük yedin beynimi, semirdin

İntizam ve Tanzim

Ey gökler yırtan kartal! Var mı senden özgürü
Ey kökler salan ağaç! Var mı senden sürgünü
Ey zıtlıklardan bir yapan ruhların sökünü
Sen olmasan nasıl mana bulur bunca örgü?

Anmak

Boşa tükettiğin nefesini "O" ne edecek
Bile anarken "O"nun lafzını börtü böcek

Atayla hasbihal


Elbise vardi üstünde muhal mi muhal
Gidip de yanına sorarım:"Nedir bu hal?"
Der ki:"Silindi vehmimden en buyuk hayal."
Yorgunluktandır çömdü yazık belli topal

Peşine sonra dedim:"Ne idi ki vehmin?"
-Yavrum kökünü unutmasın işte tüm derdim.
Dedim:"Peki nedendir bu derbeder halin?"
"Beni unutmak öte dursun düşman bellendim."


Dedim sonra:" Peki bey baba sen kimlerdendin?"
"Yavrum için on binler yüz binler can verendim.
Şu ayaklarını bastığın yeri bildin?
İşte işte o kefensizlerin hepsi bendim."

Yaz çiz kız

Bileklerimde yine zelzeleler baş gösterdi. Bileklerim yine köpürüyorlar, tepiniyorlar; duyabiliyorum  dillerinde:”Yazı Yazı!” diye bir tezahürat. Zihnim acımasızca coplarını savuruyor, yaptığı gayri ahlaki. Lakin ne yapsa tarumar edemiyor bilekler muvaffakiyete gayretli. Çıldırıyorum idrak edemiyorum içinde fırtınayken bilekte neden kasvetli. Zihnim hani en benciliydik biz dünyada. Yazmadan nasıl başarılı bir hodbin olunur ki?
             Damarda kan bilekten fikir akmadıkça ne kıymetleri var. Kağıt ey nurlar saçan, ışıldayan kağıt! Sende de suç var. Neden öyle güzel güler zihnimi bulandırırsın? Hadi hadi bir gayret sünger ol em mürekkebimi. Zihnime ne diyebilirim ki... Neden işler bu mezalimleri hiç bilmem. Yazık değil mi o fikirciklerine? Aksa hoş değil mi bilekten kaleme kalemden deftere? Sen yağmurlu günde olukta çağlayan su bileklerim ise çölde bir serap. Kevserler gibi akmak ister kuvvet gelmez, kaderde yazmaz. Acımaz mısın şu ince bileklere?

            İşte işte açıldı paslı musluklar, döküldü oluk oluk hasbihaller! Ama sinemde artan bir ukte. Neden böyle hissediyorum. Hani yazanlar muhterem olurdu.  Ey mürekkebimi içen kağıt, Ey külliyatlar yutmuş kağıt! Söyle neden mahrem bir tanecik fikir bırakmadın bana.